Tahir Büyükkörükçü: Konya'nın "Sultanü'l-Vâizîn"i

Yüzyıllar boyunca âlimler, mutasavvıflar ve gönül sultanları yetiştiren Konya'nın yakın tarihte yetiştirdiği en etkili din adamlarından biri, hiç kuşkusuz Tahir Büyükkörükçü'dür. "Sultanü'l-Vâizîn" — yani "Vaizlerin Sultanı" — unvanıyla anılan Tahir Hoca, yarım asrı aşan vaaz hayatında yalnızca Konya'nın değil, Türkiye'nin ve Avrupa'daki Türk diasporasının manevi hayatına derin izler bırakmıştır. Gelin, "Boncuk Camii'nin genç imamından" MSP milletvekilliğine, oradan 12 Eylül mahkûmiyetine ve "Kapu Camii vaizi" kimliğine uzanan bu ömrün hikâyesini birlikte okuyalım.


Bir Ailenin Büyük Oğlu: Uluırmak Mahallesi'nden Kapu Camii'ne

Tahir Büyükkörükçü, 1925'te Konya'nın Uluırmak mahallesinde, Körükçüler sülalesinden marangoz Mehmed Efendi ile Dülgerzâdeler'den Aliye Hanım'ın büyük oğlu ve tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta mahalle hocasından Kur'ân okumayı öğrendi, geçim sıkıntısı yüzünden bir kunduracının yanında çıraklık yaparken 1939'da Konya Erkek Ortaokulu'na kaydoldu. Ortaokulun son sınıfındayken Kapu Camii'nde dinlediği bir vaaz — Müderris Hacı İsa Ruhi Efendi'nin sohbeti — hayatının dönüm noktası oldu: resmî öğrenimini bırakıp, döneminin baskılarına rağmen kitaplarını gömleğinin içinde saklayarak gizlice ders almaya başladı.

"1940 yılında siyasi baskılara ve yasakçı tutuma rağmen kitaplarını gömleğinin içinde saklayarak hocasından icazet alıncaya kadar tek başına kararlı bir şekilde eğitimini tamamlar." — Konya Müftülüğü

Dört yıllık yoğun bir eğitimin ardından 1946'da icazet aldı; Konya'nın önde gelen hocalarından tefsir, hadis, fıkıh, ferâiz ve Farsça dersleri gördü, hafızlık merkezi Bulgur Tekkesi'nde hafızlığını tamamladı ve öğrencilik yıllarında tanıştığı Mahmut Sami Ramazanoğlu'na intisap etti.


Askerlik, Boncuk Camii ve Merkez Vaizliği

Askerlik dönüşü evlenen Tahir Hoca, "Eski Garaj" civarındaki küçük Boncuk Camii'nde imamlığa başladı. Konya genelinde tanınması, 1949 Ramazanı'nın son günlerinde askerden izinli geldiğinde Kapu Camii'nde verdiği vaazlarla başladı. 1950'de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açtığı imtihanı kazanarak — dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki'nin tavsiyesiyle — Konya merkez vaizliğine atandı. Bu atamadan sonra Adana'dan Diyarbakır'a, Erzurum'dan Malatya'ya Anadolu'nun dört bir yanında vaaz verdi; gittiği her camide salonlar dolup taşardı. 1965'te Denizli'de başlayan konferanslar, onun Türkiye çapında tanınmasının başlangıcı oldu.


"Sultanü'l-Vâizîn" Ünvanı ve Sürgün Yılları

1951'de gençlere Arapça öğrettiği için kısa süreliğine açığa alındı; 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından sıkı gözetim altına alındı, 1962'de mahkemeye verilerek vaizlik vesikası elinden alındı — sekiz ay resmî olarak vaaz veremedi. 1964'te vaazları gerekçe gösterilerek Burdur'a sürgün edildi ve orada da irşad faaliyetlerini bir buçuk yıl sürdürdü. Bu sürgün yılları, onun Anadolu'nun farklı şehirlerinde bizzat tanınmasına da vesile oldu.


Konya Müftüsü (1965-1972) ve Yeni Bir Dönem

1965'te siyasi atmosferin yumuşamasıyla Konya Müftüsü olarak atandı; yaklaşık yedi yıl süren bu görevde Konya'nın dinî teşkilatlanmasına önemli katkılar yaptı — bugün Meram Müftülüğü olarak kullanılan bina, onun döneminde kazandırıldı. "Sultanü'l-Vâizîn" unvanı da bu yıllarda halk arasında yaygınlaştı: vaazlarında Kur'ân ve hadislerin yanı sıra Mevlâna'dan, Muhammed İkbal'den, Mehmet Âkif'ten okuduğu mısralarla sohbetlerini zenginleştirir, güçlü hafızası ve selis Türkçesiyle dinleyenleri âdeta büyülerdi. Mesnevî'nin pek çok beytini ezbere bilir, Arapça ve Farsçaya hâkimdi.


Emeklilik, Avrupa Yılları ve Siyaset

1972'de merkez vaizliğine dönüp 1973'te emekliye ayrılan Tahir Hoca için bu, bir dinlenme değil yeni bir başlangıç oldu. 1976-1979 arasında Almanya, Avusturya, Belçika ve Hollanda'ya giderek Avrupa'daki Türk işçilerine vaaz ve konferanslar verdi. 1977'de büyüklerinin ısrarıyla siyasete atılıp Millî Selamet Partisi'nden Konya milletvekili seçildi; siyasetten pek hoşlanmasa da üç yıl boyunca farklı görüşleri ortak paydada buluşturma çabasıyla dikkat çekti. Milletvekilliği, 12 Eylül 1980 darbesiyle sona erdi; Necmettin Erbakan ile birlikte tutuklandı.


12 Eylül, Medine Yılları ve Son Vaazlar

Darbe sonrası Askerî Mahkeme'de yargılanan Tahir Hoca 11 ay cezaevinde kaldı; beş yıl süren yargılama sonunda 1985'te beraat etti, ancak 1982 Anayasası gereği siyaset yasaklandı. Beraatin ardından hayatının büyük bölümünü geçireceği Medine'ye yerleşti, fakat yaz aylarında Konya'ya dönüp Kapu Camii'ndeki vaazlarına 1986-1999 arasında devam etti — sohbetleri bu yıllarda da dolup taşıyordu.

"Cezaevinden çıkınca tekrar Kapu Camii'ne döndü ve vaazları 1999 yılına kadar devam etti." — Konya Müftülüğü


Vefat ve Miras: 5 Mart 2011

5 Mart 2011 sabahı, bir aydır tedavi gördüğü Meram Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 86 yaşında hayatını kaybetti. Cenaze namazı ertesi gün, yarım asır vaaz verdiği Kapu Camii'nde kılındı; namazı kaçırmamak için şehrin dört bir yanından akın eden on binlerce kişi, cenazeyi ellerin üzerinde Üçler Kabristanı'na kadar taşıdı. Evli ve dört çocuk babası olan Tahir Hoca'nın oğlu Dr. Abdurrahman Büyükkörükçü, bugün Konya'nın tanınmış vaizlerinden biri olarak babasının yolundan yürüyor. Geride "teliften çok irşadla" meşgul olmuş bir gönül adamının beş eseri kaldı — bunlardan ilki ve en erken tarihlisi olan *Hakikî Vechesiyle Mevlânâ ve Mesnevî* (1959), onun Mevlâna geleneğiyle bağının en açık belgesidir.


Konya'nın Manevi Mimarlarından

Tahir Büyükkörükçü, Osmanlı'nın son dönemiyle Cumhuriyet'in ilk yılları arasında yetişip 1940'lardan 2011'e dek hizmet eden ender şahsiyetlerden biriydi. Yasaklara, sürgünlere, vesikasının elinden alınmasına rağmen irşad hizmetinden vazgeçmedi; Mesnevî'den, Mevlâna'dan, İkbal'den beslenen bir hatip olarak tasavvuf geleneğiyle güçlü bir hitabeti bir arada taşıyabilen ender isimlerdendi. Konya'da bugün "Sultanü'l-Vâizîn" dendiğinde, artık yalnızca bir lakap değil; bir dönemin, bir üslubun ve bir ahlakın adı anılıyor.


Rehberin Notu

Konya'ya yolunuz düşerse, Cuma namazı sonrasında Mevlâna Müzesi'ne yürüme mesafesindeki Kapu Camii çevresinde bir süre oturup mekânın havasını solumak, Tahir Hoca'nın sesinin hâlâ duyulduğu yerleri hissetmek için güzel bir başlangıç olabilir. Kabrini ziyaret etmek isteyenler için Üçler Kabristanı'nı, hayatını ayrıntılı okumak isteyenler için de Konyapedia ve TDV İslâm Ansiklopedisi'ni öneririm. Yarım asrı aşkın bir ömür boyu Konya'nın minberinden konuşan bu ses, şehrin manevi hafızasında hâlâ diri.

#tahir büyükkörükçü#kapu camii#konya müftülüğü#sultanü'l-vâizîn#üçler kabristanı#konya'nın değerleri